Sessizlik

Gizli olan iç varlığınız, sakin ve yumuşak bir ruhun solmayan güzelliğiyle süsünüz olsun. Bu, Tanrı’nın gözünde çok değerlidir. ~1.PETRUS 3:4

Koşup yoruluyorum, ama işin kötüsü bazen nereye koştuğumu bilmeden koşuyor, olduğum yerde sayıyorum. Sanki içimde saklı bir talimat sürekli koşmam gerektiği ile ilgili baskı yapıyor. Koşmazsam, ‘bir işe yaramazsam’ ne anlamı olur? Şüphesiz hedefi şaşmamak için ilerlemek lazım. Ama bu hep koşmak mıdır?

  Boşuna yorulduğumu hissettiğim günlerde bir de üste çıkıp “ben o kadar koştum karşılığı bu muydu?” diye sorduğum günler oldu. Sonra derinlerde güçlü bir sesin “Sana kim koş dedi?” diye fısıldadığını duymayı ister kabul edersin, istersen etmezsin 🙂

Yaklaşık iki aydır herşeyi sessizce durup izlemeyi tercih ettim. Fikirlerimi erteledim. Gördüklerimi görmezden geldim.

Ben sessizim ama, kafamın içindekileri susturabilmek yine apayrı bir savaş içeriği. Hani biz insanoğlu hep karşımızdakini ya da bizim dışımızdaki herşeyi eleştiririz ya? Hani bir kez olsun -haklı olsak dahi- susmak ve “olsun…” demeyi başaramayız ya? Halbuki  ne güzeldir tam da böyle anlarda susmak. Ve sessizce gururlanan küçük dağlarımızın yerlebir oluşunu izlemek…

Sahiden güzel midir o dağların yıkılışını izlemek? 🙂

Hadi sessiz kalmayı başardın; Peki ya, hani hiç suçun yokken, yani sen sana göre haklıyken, o minik dağlar da nereden çıktı? İşte tam da bu noktada önemli değil midir baktığın ayna… “Ben değil Ya Rab…ben değil.” diyebildim mi sessiz kalışlarımda?

Gereksiz ordan oraya koşuşlarım, bağırış-çağırışlarımın içerisinde duymam gereken sesi duyamayabilirim. Gerçekten duyabilmek için susmak gerekli…

Ben sesimle, düşüncelerimle ve eylemlerimle herşeyi ve tüm sesleri bastırdığımı, kör-topal ilerlediğimi düşünebilirim. Ne kimseye ne de kendime faydamın olmadığını görmezden gelip, illa ki birşey yapıyorum işte! deyip bahanelerimin arkasına sığınabilirim. Kısaca kendimi ve belki de etrafımdaki herkesi kandırabilirim. Fakat gizli olan iç varlığımı benden bile iyi bileni kandıramam. O’na hizmet ediyormuş gibi görünüp, kendi gönlümün isteklerini yerine getiriyor olabilirim. Susuyorum deyip, aklımın içinde herkesi öldürüyor olabilirim. Alçakgönüllü davrandığımı düşünüp, kalbimin içindeki tepeleri sulayıp büyütüyor olabilirim. Durmadıkca, dinlemedikce, dinlenmedikce, sormadıkca, kendi başıma buyruk o duvardan o duvara çarpıp kan revan içinde kalabilirim… Sonra bana ne oldu diye affallayıp, “ama ben…”li cümleler kurabilirim…

Sessizliğimi bile sorguladım.

Zira, gizli olan iç varlığımı dillendirmemiş olmam, Tanrı’nın görmediği anlamına gelmiyor.

Bazen durmak lazım arkadaşım…

Durup dinlemek…

Bir sonraki adımla ilgili soru sormak…

Herşeyi bilmek zorunda değiliz.

Herzaman koşmak zorunda da değiliz.

Eğer sadece konuşursak, duyamayabiliriz.

Sessizliklerimizin de Tanrı’yı yüceltmesi dileğimle…

Ey insanlar, RAB iyi olanı size bildirdi; Adil davranmanızdan, sadakati sevmenizden Ve alçakgönüllülükle yolunda yürümenizden başka Tanrınız RAB sizden ne istedi?~MİKA 6:8

Non classé

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: