Zamanda Yolculuk

Ben üzgündüm. Ama onlara “yorgunum” dedim.

~Küçük Prens



Bu alıntıyı biraz önce boş boş instagram’da gezerken okudum. Yüreğime bir bıçak saplandı. Duygularıma böylesine tercüman olunması beni hem şaşırttı hem duygulandırdı, biraz da korkuttu…
Bu benim daha önce okuduğum bir kitap. Herkese, hayatında mutlaka bir kere okumasını tavsiye edebileceğim büyük çocuklar için yazılmış bir eser…
Hayatımın bu evresinde, öyle dank diye karşıma çıkınca bu cümle, affaladım…

31 yasındayım ve deri değiştiriyor gibiyim. Ya da yeniden doğmaya çalışıyor gibi… ancak her ne hikmetse sancıyı çeken de benim. Kendi kendimi doğuruyor gibiyim. Öylesine zorlanıyorum ki bildiklerimin yanlışlığını gördükçe. Öyle büyük hayal kırıklıkları yaşıyorum ki doğru sandığım yanlışlar birer iğne gibi battıkça sırtıma, kalbime…

Bir sebebi var biliyorum.

Eskiden kaçardım bundan. İnkar ederdim yolunda gitmeyenleri. İnkar ederdim derken, kendime inkar ederdim çünkü zaten başka hiçkimse bilmezdi, bilemezdi. Anlatmazdım. Hala anlatamıyorum…
Ancak geçtiğimiz hafta insanlık için küçük benim için koskocaman bir adım attım. Çıkmaya karar verdim konfor alanımdan. Bu konfor alanı bana çok tuhaf geliyor. Konforsuz konfor alanı demiştim bi yazımda çok önceden. Konforsuz konfor alanı çünkü yenilikler korkuttuğu için çıkamadığım o konfor alanı aslında öylesine dar ve öylesine boğucu bir yer ki, bütün değişmesi gerekenler karabasan gibi çöküyor üstüne. Ya boğulacaksın, ya da çıkacaksın…

İnsanın büyüdükçe küçülüyor olması çok garip geliyor. Çocukken sanıyorsun ki büyükler büyüdükçe güçlenir, sağlamlaşır, kuvvetlenir…
Oysa her geçen dakikada çocukluğumun kırık parçaları ayna gibi karşıma dikiliyor. Kah göz ucumu görüyorum, kah yanağımı… ya bir damla akıyor ordan ya da zorlama ama masum bir gülümseme beliriyor. Neden diye soruyorsun, yeri geliyor nedenini anlıyorsun, sonra nedenini anlamış olmak biraz daha kırıyor kalbini.

Sonra Turgut Uyar’ın dizesi geliyor aklıma; ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım.

Tanrı’yı düşünüyorum…

Sesleniyor, nazikçe, fısıltıyla duymasını bilene.

Göğe bakmalıyım.
Kalbim acıyor; göğe bakmalıyım…
Anlamıyorum; göğe bakmalıyım…
Eksik kalan şevkat var biryerde; göğe bakmalıyım…
Yerde gördüklerim beni şekillendirdi; değişmek için göğe bakmalıyım…
Ben çömlektim, çömlekçiyi bulmak için göğe bakmalıyım…

Ve teslimiyet…

Bu zamana kadar yamuk yumuk şekillenen benliğimi eritip, yeniden şekillenmesine izin vermeliyim. Alıştıklarımı bir bir değiştirip, zorla kendimi itmeliyim. Geçmişin yükü sırtımda kambur olsa da, o hafif olan boyunduruğu yüklenmeliyim. O sürüyle beraber yürümeliyim…
O çobanın ardınca gitmeliyim…

Evet susayacağız.
Tıkanacağız.
Yorulup durmak isteyeceğiz.
Ama yola girdik, geri dönmemeliyiz.

Yine de Babamız sensin, ya RAB, Biz kiliz, sen çömlekçisin. Hepimiz senin ellerinin eseriyiz.

~Yeşaya 64: 8

Non classé

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: